Install Steam
sign in
|
language
简体中文 (Simplified Chinese)
繁體中文 (Traditional Chinese)
日本語 (Japanese)
한국어 (Korean)
ไทย (Thai)
Bahasa Indonesia (Indonesian)
Bahasa Melayu (Malay) BETA
Български (Bulgarian)
Čeština (Czech)
Dansk (Danish)
Deutsch (German)
Español - España (Spanish - Spain)
Español - Latinoamérica (Spanish - Latin America)
Ελληνικά (Greek)
Français (French)
Italiano (Italian)
Magyar (Hungarian)
Nederlands (Dutch)
Norsk (Norwegian)
Polski (Polish)
Português (Portuguese - Portugal)
Português - Brasil (Portuguese - Brazil)
Română (Romanian)
Русский (Russian)
Suomi (Finnish)
Svenska (Swedish)
Türkçe (Turkish)
Tiếng Việt (Vietnamese)
Українська (Ukrainian)
Report a translation problem

Istanbul, Turkey



Çıkışı bulamadığın yol üzeri, gözün kapalı yıpranış
Yıprandığını bir tek senin bilmen kıvranış
Ağladığını kendin görmen, ruhen yıkılış
Onlar, anlatsan da anlamazlar
Bir anlam da yüklemezler
Çıldırdığını düşünürler
O büyük düşünürler
"Keşke konuşmasaydım" dersin
Meğer buymuş ilk dersin
Zor iş, kolay gelsin
Elin boşta kalır, tutmadıklarında
Gözün yaşta kalır, anlamadıklarında
Sesin titrer konuşmaya çabaladığında ardarda
Oysa kim istemez ki, her gün ilkbahar günü?
Şiirler yazmak, izleyip kırmızı gülü
Akan saatler, beraberinde götürür ömrü
Kalan sağlar senindir, kaybedilenler ölü
Ben seni gayet iyi de anlıyorum, gayet
Ardımda bıraktığım o yollar, buradan gayet net
İnsan bir nefis, bir nefes
Bir özgür, bir kodes, bir hapis, bir kafes
Yaşa etmeden pes! Kolaysa...